AYAKKABININ SOSYOKÜLTÜREL ANALİZİ


AYAKKABININ SOSYOKÜLTÜREL BİR ANALİZİ
İSMAİL PİŞER

Ayakkabıyı icat eden muhterem insanlar, buluşlarına böyle derin manalar yükleneceğini bilemezlerdi. Belki de yalnızca ayaklarına diken battığı için gerçekleştirmişlerdi bu icadı. Ancak Antik Mısır’dan günümüze kadar ayakkabılar yepyeni anlamlar kazandılar. Alt tarafı ayağımızı çalı çırpıdan korusun diye icat edilen bu ürün; birtakım geleneklerin, alışkanlıkların, sınıfsal ayrımların ve hatta kapitalizmin sembolü hâline geldi.

Ayakkabıya yüklenen sıra dışı anlamları evvela Yahudilerin antropolojik kültüründe görebiliriz. Yahudiler, Orta Çağ boyunca ayakkabıyı “dürüstlüğün ve mülkiyetin sembolü” olarak algıladılar. Söz gelimi Yahudi tüccarlar, ticari bir anlaşma yapacakları zaman ayakkabılarının tekini birbirlerine verirlerdi. Böylece asgari düzeyde de olsa bir güven ortamı sağlanmış olurdu. Öte yandan bir arazinin ya da arsanın sahipli olduğu, farklı noktalarına bırakılmış ayakkabılardan anlaşılırdı. Bu geleneğin modern uygulayıcısı, ailecek tatile çıkacağımız zaman kapı eşiğine bir çift ayakkabı bırakan babamdır. Böylece evimizi hırsızların şerrinden korumuş olur.

Yüzyıllar önce Anglosaksonlar, yolcu edilen kişilerin arkasından sağ salim geri dönmeleri temennisiyle ayakkabı atarlardı. (Günümüz Türkiye’sinde benzer bir kültürel pratiğin su ile gerçekleştirildiğini biliyoruz.) Öte yandan İngiliz gelinler, düğünün sonunda pabuçlarını bekâr kadınlara fırlatırlardı ve tahmin edeceğiniz üzere, pabucu yakalayan kadının kısmetinin açılacağına inanılırdı. Ancak zannediyorum ki vuku bulan bazı kafa travmaları üzerine, gelenekte birkaç değişikliğe gidildi. Bu geleneğin artık ülkemiz de dahil olmak üzere pek çok bölgede bir buket çiçekle gerçekleştirildiği hepimizin malumu… Son olarak, gelin ayakkabısının tabanına bekâr insanların isimlerinin yazılması ve seremoni sonunda isimleri silinenlerin tez zamanda evleneceğine inanılması da sık görülen bir kültürel hadisedir.

Karl Marx, kapitalizm denen illeti basit bir ayakkabı örneğiyle anlatır. Burjuvazinin yükselişinden önce bazı zanaatkârlar tek başlarına ayakkabı üretiyorlardı. Üstelik emek süreçlerinin tamamına hâkimlerdi ve kimseden emir almıyorlardı. Gelgelelim, fabrikalaşma süreci başlayınca işçiler muhtelif departmanlara ayrıldılar ve yalnızca taban, bağcık yahut astar üretebilir oldular. Dolayısıyla üretim bandındaki ayakkabının son hâlinden bile habersiz, becerilerini büyük oranda yitirmiş modern kölelere dönüştüler. Başka bir deyişle, bugün hepimizin şikayetçi olduğu ama nimetlerinden de pek vazgeçemediği kapitalizm doğmuş oldu.

Dünyanın en yaygın dili olan İngilizcede, “If I were in your shoes…” şeklinde bir deyim vardır. Türkçeye “Senin yerinde olsaydım…” şeklinde çevrilen bu deyim, analoji yoluyla da olsa benlik ile ayakkabıyı eşdeğer tutmaktadır. Bir insanın ayakkabılarını giyerek onun benliğini ele geçirebileceğimiz fikri, bilinçaltımıza usulca işlenmektedir. Hayır, paranoyak olduğumu düşünmeyin lütfen, dil ile ideoloji arasında muazzam bir ilişki olduğuna temin ederim sizi. Örneğin Oscar ödüllü bir Hollywood filmi olan Forrest Gump’da Forrest’ın giydiği Nike marka ayakkabıların esasında ABD’nin kudretini temsil ettiğini söylesem bana gülersiniz, fakat bununla ilgili bilimsel makaleler mevcut.

İncil’in bir ayetinde Tanrı, “Edom’a ayakkabılarımı fırlattım!” diye buyurur. Burada Tanrı, Edom’a ziyadesiyle öfkelendiğini ve onu artık evladı olarak görmek istemediğini belirtmektedir. Modern zamanlarda benzer bir tepkiye, “George W. Bush’a ayakkabımı fırlattım!” yahut “Şimdi terliği yiyeceksin kafana!” cümleleriyle şahit olmak işten bile değildir.

Bu noktada şu soruları sormak yerinde olacaktır: Farklı coğrafyalardaki muhtelif geleneklerin merkezinde neden hep ayakkabılar vardır? Niçin evlenebilmek için bile onlardan medet umulur? Neden bir karış kalınlığındaki topuklu ayakkabılarla engebeli arazilerde düşmeme mücadelesi verilir? Niçin vefasız kimseler için “Pabucumu dama attı,” deyimi kullanılır? Niçin atalarımız “Dost başa, düşman ayağa bakar!” diyerek bizleri uyarma ihtiyacı hisseder? Çünkü balık baştan kokarken, insan ayaktan kokar değerli okurlar.

Velhasıl, ayakkabılar her geçen gün güçlenmekte ve kapitalizmi arkalarına alarak insanoğluna tehlike saçmaktadırlar. Bugün kapı eşiğindeki ayakkabılarınıza her zamankinden daha dikkatli bakın. Gerekirse onları güzelce silip parlatın ama şunu katiyen unutmayın: Masum görünen o pabuçlar, beyninizi ele geçirerek sizi alışveriş merkezine götüren kapitalist casuslar olabilir.


Kaynakça:

Dr. Öğretim Üyesi Nurettin Akçakale. (2020). Yol Arkadaşı Hikâyeleri. Ankara: Klaros Yayınları

Prof. Dr. Nurhan Papatya ve Dr. Öğretim Üyesi Şefika Özdemir. (2015). Forrest Gump Filminin Sinematografik İmaj Analizi. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi.

Yorumlar